4 Aralık 2011 Pazar

MODERN TÜRKİYE’NİN KAYNAKLARI I: TANZİMAT – HAKAN ERDEM / 23 EKİM - 2


Tanzimat ve Islahat Fermanı Modern Türkiye’nin kurucu belgelerindendir, modern devlet 160-170 yıl önce kuruldu.
Vaka-i Hayriye yeniçerilerin ortadan kalkmasıdır. Bu yapılırken Osmanlı bir yandan Rum ayaklanması (1821) ile uğraşıyordu. Birilerinin bağımsızlık talebi karşısında imparatorluk şoke olmuştu. Yeniçerilerin kaldırılması kanlı oldu. İstanbul’da 6000 kişi katledildi ki yeniçeri ayaklanması da yoktu. 2.Mahmut döneminde oluşturulan resmi tarihe göre isyan etmişler ama aslında isyan yoktu. Devletin eski ordusu olan yeniçeriler değil, yeni kurucular olan Eşkinciler ayaklanıyor ama yeniçeriler lağvediliyor. Bunların hepsi ayarlanmıştı, yeniçerilerin ilga edildiğine dair belge hazırda bekliyordu, devlet yeni orduyu kurdu.  İnsan avı başladı, yeniçeriler ihbar edilip öldürüldü. İşte bu yeni ordu, yeni devlet kurmada araç olarak görüldü ve kullanıldı. 2.Mahmut döneminde yeniçerilik lav edilip yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (yeni ordu) kurulmuştu ve buraya asker alma usulü çok acımasızdı.
19.yüzyılın ilk yarısında dağılma yok aslında, bir derlenme-toparlanma dönemidir.
18.yüzyılın sonunda tek bir devlet değil, devletler topluluğu var. İstanbul’da bir hanedan var ama yerel hanedanlar kendi bölgelerini yönetiyorlar. Merkeziyetçilik bu dönemde patlıyor, Osmanlı kağıt üzerinde kendi topraklarını tekrar fethetmeye başlıyor. 1839 yılına kadar (2.Mahmut’un ölümüne kadar) imparatorluk tek merkezden yönetilen ve buna karşı çıkılanları bertaraf eden yapı oluyor. Masraflı bir süreç çünkü  merkeziyetçilik çok kaynak ve insan isteyen bir durum. Sadece devleri güçlendirme çabası var, amaç belirsiz. 2.Mahmut Osmanlı’daki ilk diktatördü (legal despot). Fatih’den de Kanuni’den de daha yetkili ve güçlüydü, kendisini denetleyecek mekanizmaları yıktı. Vakıfları alıp merkeze başladı. Önce askerleri kontrol altına aldı, tımarlı sipahiler kaldırdı sonra ulemaları düşürdü. İtiraz edecek tek grup var mıydı? 2.Mahmut bürokratlara, Mehmet Ali Paşa gibi taşra yöneticilerine ve Rumlara diş geçiremedi.
Canının istediğini yaptı, memleketi modern yapmaya çalışıyordu. Tepeden inmeci modernlik girişimlerine biz Islahat diyoruz. Osmanlı’daki en son vezir katlini (Pertev Paşa) 2.Mahmut yaptı ve 1839’da öldüğünde durum iyi değildi; Kuzey Afrika’da savaş vardı, modern ordu dağılmıştı, bir grup adam bunlardan rahatsızdı, bunlar da merkezdeki bürokratlardı. Hiçbir zaman “dikta” olarak tanımlanmıyorlar ama huzursuzlar.
03.11.1839 Tanzimat Fermanı:
Koca Hüsrev Mehmet Paşa, 2.Mahmut’un ölümünün ardından İLK DARBEYİ yapıyor; kendi kendini ilk sadrazam atayan serasker (bugünkü genel kurmay başkanı), mühürü o günkü sadrazam’dan zorla alıp kendisini sadrazam atadı.
Mustafa Reşit Paşa farklı bir grupta, yeni padişah Abdülmecid’i (o sırada 16 yaşında) Tanzimat Fermanına ikna ediyor ve Gülhane’de Tanzimat Fermanını okuyor. Bir kaç ay sonra Koca Hüsrev Mehmet Paşa (yolsuzluktan) yargılanıyor ve sürülüyor.

        Tanzimat ile Osmanlı’nın bazı politik problemlerine çözüm aranıyordu. Bunların arasında padişahın yetkilerinin sınırlandırılması da vardı ve Meşrutiyet (parlamento) ilan etmeksizin padişahın yetkilerinin kısıtlanması Tanzimat Fermanı ile bu başarıldı. Tanzimat Fermanı bürokratlara, paşalara ve devlet adamlarına sesleniyor: Devlet adamlarının mal, can, ırz, namus güvenceleri yoktu (halkın vardı). Tanzimat bu grupların söz konusu haklarını garanti altına aldı. Fermanla verilen garantilerin hedefi sokaktaki vatandaş değil bürokratlardı. Bunun yanında halk için de garantiler vardı: “iyi bir sistemle “vatan muhabbeti” artar” deniliyordu. Baktığımızda bunun çöken bir devletin yapacağı iş olmadığını görürüz. Fermanda “ihya” yeniden hayat verme terimi geçiyor ki bu yeni bir sistem kurma çabasıdır. Bu durum da eski usulleri tamamen kaldırılıyor, yani REFORM var. Halk açısından müslümanlar ve diğer milletler ıslahat fermanı garantisinden eşit olarak faydalanıyor, yani din ayırımı yoktur’a geliyor. Ama bunun ötesinde birşey yok. 2.Mahmut döneminde yeniçerilik lav edilip yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (yeni ordu) kurulmuştu ve buraya asker alma usulü çok acımasızdı, zorla askere alım yapılıyordu. Tanzimat Fermanı bu durumu düzelteceğini, vergideki adaletsizlikleri de düzelteceğini söylemiştir. Bu işleri düzenlemek için bir “meclis” gerekiyor deniliyor, parlamento demiyor, bir kurumdan bahsediliyor. Bundan başka, Yüksek Adalet Uygulama Kurulu kuruluyor. Padişah Abdülmecid kendi koyduğu kanuna uyacağına dair ağır emin ediyor bu nedenle Tanzimat Fermanı bir sözleşme gibidir. Abdülmecid de bu sözüne uymuştur.

Islahat Fermanı (1856):
Diğer büyük dökümandır. Dış baskıyla yapılmıştır: 1853 Kırım Savaşı, İngiltere, Fransa, İtalya yardıma geliyor. 1856’da savaş bitmek üzere, masaya galip olarak oturacaklar. Ama Avrupa devletleri Osmanlı’nın çok eksiği olduğunu söylüyorlar, özellikle eşit vatandaşlık konusunda. Tanzimat Fermanı ne kadar iç dinamikler kaynaklıysa, Islahat Fermanı da o kadar dış dinamik kaynaklıdır. İçeriğini bile diğer devletler belirlemiştir.
İlginçtir ki reformcu Mustafa Reşit Paşa Islahat Fermanı’nın önündeki en büyük engeldi. Padişah Abdülmecid’i gaza getiriyor, bütün sorumluluk sizde kalır diyor, müslüman-gayrimüslim eşitliğine karşı çıkıyor. Padişah Abdülmecid’in tam eşitlik isteğini tehlike olarak görüyor. Tehlikenin farkında mısınız? : Tam eşitlik.
Islahat Fermanı detaylı yazılmış; din özgürlüğü ve devletin eşit mesafede durmasına önem veriyor. Tebaa arasındaki ilişkinin iyi olmasına da önem veriyor. Bu daha önce önem verilen birşey değil. Devlet hukuken Müslüman ve gayrimüslimleri eşit sayacaktı. Bu da devletin sekülerleşmesi demekti. Islahatta -din ve meshep değiştirmesi için kimse zorlanamaz,
-Devlet hizmeti herkese açıktır, -esas olan vatandaşların mutluluğudur diyordu. Fermanda vatandaşlığın bağı ve bu bağlarla birlik olmak vardı ve bu bir ilkti. Burada “vatandaşlık bağı” gibi önemli bir unsurun kullanımı söz konusudur. Yani tebaadan vatandaşlığa  geçildi. Bir Osmanlı milleti doğuşu hedeflenmiştir, Millet-i Osmaniye kavramı böyle geliyor (daha önce “Osmanlı” kavramı var ama millet yok). Bu durum hiç de dağılan bir devlet göstergesi değildir. Bir grup elit (tepeden de olsa) haklarınız var, siz vatandaşsınız, birbirinizi sevin diyor.
        19.yüzyıldaki bu ferman insanları din-etnisite ayırmayarak eşit görüyor, bu son derece modern bir yaklaşım. Bunun yanında bir başka özelliği de uluslararası hukukun bir parçası olmasıdır. Osmanlı Avrupa devletleri arasına giriyor. Islahat fermanı çok yeni şeyler söyledi. Paris Barış Anlaşması’nda yeni bir şey daha doğdu: ilk kez uluslararası bir anlaşmada Türkistan lafı kullanıldı (bu yeni bir model imparatorluk, Türkistan kelimesi ile Türkleri ön plana almış oldu). Devleti Aliye hiç kalmadı, Islahat Fermanı “yeni bir Osmanlı” tanımlıyor. Gerçek bir kırılma noktası. Anayasa Mahkemesi hariç bütün devlet kurumları bu dönemde kurulmuştur. Dağılma değil, "modern devletin" kurulma dönemidir. Paranın ayarını düzeltmekten, bankalardan, yollardan bahsetmiş, Kanun yapan meclise gayrimüslimlerden temsilciler alınacağını söylemiş, özel mülkiyeti garanti altına almıştır. 1856-1876 yılları arasında Islahat Fermanı doğrultusunda birçok kanun geçti; Bugünkü özel mülkiyet anlayışına çok yakın (Arazi Kanunnamesi)...vb.
        Bu arada padişah halen güçlü ama ilgili döneme baktığımızda 1905 Rus anayasasına göre bile daha demokrat durumda.
1800’lerden başlayan bir modernleşmedir, batılılaşma veya Avrupalılaşma değildir. Dert ayakta kalmak, yaşamaya devam etmektir. Bunların da yolu belli: batıya direnirken bir yandan da yaptıklarını yaptılar: düzenli ordu, okullar açılıyor, matbaa da gelişiyor. Kısaca eski usulle yol bitmişti.
Merkezileşme bir başarı mıydı? Bu sorunun cevabı baktığımız yere ve bakılan zamana bağlı. Modern devlet açısından bakarsak başarılı sayabiliriz.
Cumhuriyet 1923 yılında kurulduğunda ana kurumlar halihazırda vardı. 1826 yılında modern devlet kuruluşu var.Osmanlı zihniyet olarak bitmedi aslında, halen devam ediyor.
1619 yılından 1900 yılı başına kadar bitmeyen bir çöküş neden olsun, bu artık kabul edilmiyor. Çünkü 1918 yılında Viyana’nın galibi de mağlubu da bitti. Osmanlı Devleti "hasta adam" olarak devrilmemiştir. Savaşa girerek sona ermiştir. Şüphesiz sağlam adam da kurşunla ölebilir. 
        *Osmanlı’da bir devşirme-türk çekişmesi yoktu, 20.yüzyıl'da kendisi milliyetçi olan tarihçilerin geriye dönerek yaptığı bir çıkarımdır. Devşirme ne zaman kuruldu ve ne zaman kaldırıldı net değil. Olmayan birtakım dinamikleri kurgulamakta üstümüze yok, devşirme-türk çekişmesi de bunlardan biri.
*Türk milliyetçiliği cumhuriyetten çok önceye gidiyor. En erken gelişen milliyetçilik Türk milliyetçiliğidir.
        * Cumhuriyet Dönemi'nin Tanzimat'a ilişkin "Çok ulusluluğu denediler, beceremediler." türü eleştirisi doğru değildir.
*Osmanlı’nın kayıt tutma kültürü bugünden bile daha gelişken, elde inanılmaz bilgi ve kaynak var. Çıkarılan ceza kanunun üstüne doktora bile yazılır. Sadece 1 maddesi üstüne bile doktora yapılır. O kadar ucu  bucağı yoktur.
*Halit İnalcık- Mehmet Seyitdanlı’nın hazıladığı Tanzimat üzerine yayınları var: Tanzimat-değişim sürecinde Osmanlı İmparatorluğu (İş Bankası Yayınları- Tanzimat Fermanı, Osmanlı ve Türk modernleşmesinin en önemli tarihsel dönemeçlerinden biridir. Bu ferman, anayasal tarihimizin başlangıcı olarak kabul edilir. Ayrıca modern hukuk devletinin kuruluşu ve buna bağlı olarak yeni idari yapıların doğuşunun temelleri de Tanzimat dönemine uzanır. Toplumsal ve zihinsel değişim açılarından da bu dönemin taşıdığı önem yadsınamaz. İşte tüm bunlardan dolayı da Tanzimat dönemi, üzerinde sürekli düşünülmesi ve tekrar tekrar yorumlanarak değerlendirilmesi gereken tarihsel bir evredir. Bu eser, bu yorumlama ve değerlendirme sürecine bir katkı olarak, çağımızın tarihçi ve sosyal bilimcilerinin çalışmalarından derlendi. Hem Türkiye’den hem dünyadan üç kuşaktan 32 akademisyenin 36 makalesi, Tanzimatı farklı bakımlardan ele alırken, bu süreçteki üç temel belge de çevriyazı olarak eserin girişinde yer alıyor: Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı.)
*Islahat üzerine yapılmış bir çalışma yok. Ferman öncesi ve ferman sonrası toplumda etkisi çalışma konusu olabilir.

 Elif YILDIZ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder